NÜKLEER SANTRALLERE HAYIR!

Bundan önceki sayımızda çevre ile ilgili sorunları alt alta sırlamış birinci olarak:

“Atom enerjisi ve beraberinde getirdiği sorunlar: Dünyada radyoaktif kirlilik oluşur, temizlenmesi binlerce yıl alır,” demiş idik.

Geçen sayımızda başa koyduğumuzu bu sayımızda Türkiye/Akkuyu Nükleer Santrali somutunda  “Atom enerjisi ve beraberinde getirdiği sorunlar”ı irdeleyeceğiz.

Türkiye’de atom enerjisi/nükleer enerji kurulumu konusunda önemli BÜYÜK YALANLAR söylenmektedir:

Birinci yalan ülkenin enerji tüketimdeki artışı,

İkinci yalan atomun dışa bağımlılığa son vereceği veya azaltacağı,

Üçüncü yalan atom enerjisinin daha ucuz olduğu,

Dördüncü yalan atom enerjisinin temiz olduğu,

Beşinci yalan atomun tehlikesi üzerine söylenenler konusundadır.

Tek gizlenen gerçek ise atom gücü olmadır!

Yalanları konumuz ile iç içe almadan önce bir takım teknik bilgileri sunmak sorunun kavranması açısından önemlidir.

Mersin Akkuyu da yapılmasına başlanmış olan atom santrali ile başlayalım.

Mersin Akkuyu Nükleer Enerji Santrali, Akkuyu Akdeniz Bölgesinde Mersin’e bağlı Aydıncık-Silifke arasında Gülnar hudutları içinde yer alan bir mekânda kurulmaktadır. Santralin kurulduğu yer Mersin Antalya anayoluna 1 km, denize 2 km uzaklıktadır.

1970’lerde gündeme gelen, 1990’larda planları yapılan Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’nin yeniden gündeme oturduğu tarih 2006’dır. Her gecikmede hayır var misali AKP hükümeti 2010 yılında Rusya ile anlaşma yaptı. Rosatom ile yapılan anlaşmaya göre 20 milyar dolara mal olacak Akkuyu Nükleer Enerji Santrali inşasına 2014’te başlanıp 2019’da bitmesi planlandı. Evdeki hesaplar çarşıya uymayıp araya bir dizi sorunlar (Rus uçağının düşürülmesi, Suriye savaşı vs.) işin içine girip Rusya/Türkiye ilişkileri gerilince bu santralin faaliyeti 2022’ye ertelendi. Elbette maliyette şimdilik 25 milyara çıktı!

Umarız daha da ertelenir… Hiç yapılmaz.  Yapılan masrafın hesabı da karar alanlardan sorulur!

4 bloktan oluşacak Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’nin reaktör tipi  WWER-1200 (AES-2006)’dır. Bittiğinde üreteceği toplam enerji miktarı 4800 MW olacaktır. Bu bağlamda Türkiye’nin, 2023 yılındaki elektrik kurulu gücünün en az %10’unu, elektrik tüketiminin de %17’sini nükleer santrallerden karşılayacağı hesaplanmaktadır. Bu hesaba itirazlar var!

“Mersin’deki santral Türkiye’nin enerji ihtiyacının yalnızca yüzde 5’ini karşılayacak. Ancak Türkiye’de üretilen enerjinin yüzde 15 ila 20 arasındaki kısmı dağıtım şebekesi içinde zayi oluyor ya da ulaştığı yerde çalınıyor. Sadece kayıp kaçağı ve sistem kayıplarını önlesek, iki tane Mersin santrali eder. 25 milyar dolarlık santral yapmaya gerek yok.” (Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhun Kula)

Bahsi geçen santralin üreteceği elektriğin 1 KW/h (bir kilovat) birim fiyatı ise andaki hesaplara göre 12,35 dolar/cent olacaktır.  2016 Ekim döviz kur ile hesaplandığında 37,05 TL/kuruş olacaktır. Ama Aralık 2016’da dolar rekor üstüne rekorlar kırdığına göre “doğmamış bebeğin” birim fiyatı da fırlamış durumdadır. Yani maliyet yükseldikçe (kurdaki dalgalanmalar maliyete otomatik etki yapmaktadır) elektrik enerji birim fiyatı da yükselecektir. İlk iki blokta üretilecek elektrik enerjisinin %70’i T.C. devleti tarafından alım garantisindedir. Diğer iki blok için alım garantisi %30 olacaktır.  Her ikisinin de alım garanti süresi yıl bazında 15 yıldır. Yani piyasada enerji fiyatları düşse bile AKP hükümetinin yaptığı anlaşma gereği pahalı alım devam edecektir. Bir dizi yap işlet devret sisteminde verilen garantiler gibi burada da işleyen mantık aynıdır.

Nükleerin maliyetleri için farklı kalemler vardır. Kurulum ile işletme maliyeti, elde edilecek elektrik tüketiciye kaça satılacak, sökülme ve atıkların depolanma maliyetleri hesaplandı mı? 2008 yılındaki demeçlere bakılırsa 5 megavatlık (MW) ünite 2 milyar dolara mal olacaktı. En son Enerji Bakanı’nın görüşüne göre 20 milyar dolara mal olacak. Rus Başkonsolos 25 milyar dolara çıkabileceğini söyledi. 2 milyar dolarlık hesapla başlayan maliyet anda 25 milyar dolara çıktı. Bittiğinde kaça mal olacağı ise meçhul! Yani evdeki hesap anda çarşıya uymamıştır! Bittiğinde de uyacağı soru işaretidir!

T.C. Devletinin Rosatom’a verdiği garantiler “Devlet'in Elektrik Alım Garantisi
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Akkuyu Nükleer Santrali'nin 1. ve 2. ünitelerinde üretilecek elektriğin %70'ine, 3. ve 4. ünitelerinde üretilecek elektriğin %30'una satın alma garantisi vermiştir. Bu satın alma garantisi her bir ünite için ayrı ayrı ticari faaliyete başlamasından itibaren 15 yıldır. Bu oranlar ve ortalama elektrik üretim kapasitesi dikkate alındığında Devlet'in TETAŞ aracılığıyla alım garantisi verdiği üretim miktarı 17 milyar 500 milyon Kilovat/Saat'tir (KW/h). Geriye kalan üretim miktarı Akkuyu NGS tarafından serbest piyasada satışa sunulacaktır.” (Resmî Gazete, 6 Ekim 2010)

Devlet Elektriği Hangi Fiyata Alacak?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt A.Ş. (TETAŞ) aracılığıyla satın alma garantisi verilen miktardaki elektriğin her bir kilovatsaatini 12,35 dolar/cent fiyatla alacaktır. Ayrıca TETAŞ ile Proje Şirketi arasında mutabakat edilen tarife kademelerinde, elektrik fiyatlarındaki artış, Akkuyu projesinin geri ödemesinin sağlanması amacıyla fiyat 15,33 dolar/cent kW/h tavan fiyatına kadar proje şirketi tarafından belirlenir.” (Resmî Gazete, 6 Ekim 2010)

Elektrik Fiyatları Ucuzlar mı?
Akkuyu Nükleer Santrali'nin kurulumunun asıl amacının artan enerji talebinin karşılanması, ülkenin elektrik ihtiyacının karşılanması ya da yakın bir ifade ile enter konnekte (bir bölgenin veya ülkenin elektrik enerji ihtiyacını karşılamak üzere o yerin bütün elektrik santralleri, trafo merkezleri ve aboneleri arasında kurulmuş olan sistemin ismidir.) sistem baz yükünün sağlanması olduğu birçok yetkili tarafından dile getirilmiştir. Bunun yanı sıra NGS'nin devreye girmesi ile elektrik fiyatlarının düşeceği gibi bir algı oluşmuş ya da oluşturulmuştur. Akkuyu NGS'de üretilen elektriğin yarısı 15 yıl boyunca 15,33 dolar-cent/1 Kilovat/Saat fiyata kadar devlet tarafından satın alınacaktır. Bu fiyat Kasım 2016 döviz kuru ile yaklaşık 48 kuruşa denk gelmektedir. Oysaki 2014-2015 yıllarında serbest piyasada ortalama piyasa takas fiyatı 15,1 kuruş/1 Kilovat/Saat, 2016 yılının ilk 9 ayında ise 13,6 kuruş/1 Kilovat/Saat olarak gerçekleşmiştir. Bu rakamlarla devletin alım garantisi verdiği miktarın piyasa fiyatları üzerinde seyredeceği, dolayısıyla son kullanıcıya sunulan elektrik birim fiyatlarında bir indirim olamayacağı görülmektedir.” (http://www.enerjiatlasi.com/nukleer/akkuyu-nukleer-santrali.html / Ahmet Yılmaz)

Sadece 2016 Aralık ayı dolar kur hesabı yapıldığında 1 KW/h elektrik 54 kuruşa gelmektedir. Dolar kurundaki artış hesabı katlayacak ve birçok ihalede olduğu gibi bu ihalede de devlet destek vermek zorunda kalacaktır.

Çevre koruma sorunu masa başında hal edilmiş… Yapım için herhangi bir bürokratik engel de söz konusu değildir. Bölgenin deprem riski göz ardı edilmiştir!

Sorunun kendisine yaklaşımda hükümet ile tüm çevre korumacıları arasında uçurumsal farklar söz konusudur. Şimdi yalanların tek tek içini açabiliriz!

Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’nin yapımını isteyenlerin gerekçeleri ve yalanları

Birinci yalan:

‘Mevcut artış ile gelecek 10 yıl içinde tüketim ikiye katlanacak, tedbir alınmaz ise önümüzdeki yıllarda enerji sıkıntımız olacaktır’ diyorlar! (enerji.gov.tr)

Atom lobicilerine göre (AKP hükümeti işin başını çekmekte) elektrik talebi yılda %6,5 oranında artan bir ülkeyiz. Yine bunlara göre bu artış elektrik tüketim kapasitesinin 10 yılda ikiye katlanması demek olurmuş! Yalan!

Veriler yanıltıcı değilse 2006-2015 arasında artış %5,1’dir. Hatta daha da azdır. Örneğin aşağıdaki yıllara göre enerji çizelgesine dikkat edersek 2014 yılı ile 2015 yılları arasındaki artış %2,7’dir. Artış oranı sürekli düşmektedir. Burada artışı %6,6 ile %8 arasında rakam olarak verenler istatistiklerle oynamakta, yalan yanlış bilgiler sunmaktadırlar. 2002 yılından 2016 yılına kadar ki artışı toplam hesaplamaktadırlar. Yıllara göre hesaplandığında ortaya çıkan rakam %3-4 oranında oynamaktadır. Enerji tüketiminde 2012’den günümüze sürekli düşüş halindedir, yani %5 altındadır. 2011-2012 arasında %5,2 olan artış 2012-2013 arasında %2,4 düşmüş, 2014’te %3,6 olmuş ve 2015 ise  %2,7 ile yeniden düşüş söz konusudur. Kandırmacanın (yalanın) uç noktası ise 2010 yılındadır; yani Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’nin imzalandığı yıl nedense 2009’da %2,1 olan tüketim birden %8,2 artış göstermektedir. Artış her ne hikmetse 2010-2011 arasında %9,5 çıkmakta ve 2011-2012 arasında birden %5,2’lere düşmektedir. Bunun sırrı AKP hükümetinin verilerindedir. 

Aşağıdaki 2014 ve 2015 üretim ve tüketim çizelgelerine bakıldığında üretimden fazla tüketim dikkat çekmektedir!  2014’deki 6 milyar KW/h tüketim farkı 2015’te 4 milyar kilovat/saate düşmüştür. Bu miktar büyük ihtimalle dışardan alınan elektrik enerjisi olmalı! Verilerde herhangi bir açıklama söz konusu değildir.

Verilere göre dışardan alınan elektrik yıllık 4 milyar KW/h bulmaktadır. Bu ithal elektriğin %50’ye yakını Bulgaristan; geri kalanı İran ve Yunanistan’dan alınmaktadır. (bloomberght.com/24.04.2014)

İkinci yalan: Enerjide dışa bağımlılığımız azalacakmış

“Büyüyen ekonomi, elektrik tüketimi ve nüfus yapısı karşısında enerji arz portföyümüze bakıldığında petrolün %92’si, doğalgazın %98’i, kömürün %20’si ithal kaynaklardan karşılanmakta olup enerji ithal bağımlılığımız %72 civarındadır.” (nukleerakademi.org)

Evet, enerjide dışa bağımlı olduğumuz doğru. Fakat atom/nükleer enerjinin bu bağımlılığı azaltacağı ise Yalan!

Bu yalanın çürütülmesi anlamak isteyenler açısından çok basittir. Kurulacak olan Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’’nin yerli (bunlar milli diyor) olan aksamı beton ve demir aksamlarıdır. Bu konuda epey ilerde olduğumuz yapılan yollar ve AVM’lerde görülebilir! Bu aksamlar dışındaki tüm teknik donanım da %100 dışa bağımlılık söz konusudur. Rosatom bir Rus şirketidir. Rosatom’a ihale edilen Akkuyu nükleer enerji santralinin kurulumunun milli olmadığını ihaleyi verenler de çok iyi biliyor!  Atomdaki olağanüstü enerji gücünü fisyon (nükleer parçalanma-bölünme) ve füzyon (nükleer kaynaşma-birleşme) diye adlandırılan teknik işlemler vasıtasıyla açığa çıkarmak için gerekli teknik Ruslardan alınacak, herhangi bir problemde Rus emperyalist tekeli Rosatom’a mahkûm kalma durumu göz ardı edilemeyecek kadar gerçektir. Ruslardan alınacakların küçük bir listesi:

1. Reaktör kalbi/merkezi (reactor core)
2. Kontrol çubukları (control rod)
3. Reaktör basınç kabı (pressure vessel)
4. Basınçlandırıcılar (pressurizer)
5. Buhar üreteciler (steam generator)
6. Birincil soğutma su pompaları (primary coolant pump)
7. Reaktör korunak binası (containment)
8. Türbinler (turbine)
9. Jeneratörler-Elektrik üreticiler (generator)
10. Yoğunlaştırıcılar (condenser)
11. Besleme suyu pompaları (feedşater pump)
12. Besleme suyu ısıtıcıları (feedşater heater) ve daha fazlası……..

Bu gerçeklere rağmen neden sorunun önemli yanı gizlenmektedir. Çünkü birilerini (ihaleye “milli” olarak girenleri) zengin etmenin (bundan baştakiler de nemalanacak) yanı sıra bu olayda açıklamadıkları gizli planları da var! Hesapları kurulacak nükleer santraller aracılığı ile atom gücü olmaktır!

Atom reaktörleri ile enerjide dışa bağımlılık azalmaz! Çünkü atom tekniği büyük emperyalist haydutların tekelindedir! Bu ikinci yalanın bir başka sorunu da Rusya ile çıkabilecek herhangi bir siyasi çatışmada (Suriye savaşı bağıntısında 24.11.2015’te düşürülen Rus uçağı ile ilişkiler kopma noktasına geldi) kurulacak santralin atıl kalma tehlikesi de ihtimaller dâhilindedir! İşin bir başka problemli yanı da anlaşma gereği Akkuyu Nükleer Santrali bittiğinde 15 yıl Rosatom tarafından işletilecektir! Bu işletme süresince T.C. devleti üretilen elektriği yukarda belirttiğimiz fiyata alma garantisi vermiştir!15-20 yıl kullanım sonrası toptan gözden geçirilme gerektiği bilindiğinde yine Rosatom’a olan muhtaçlık devam edecektir! Al sana enerjide bağımlılığı azaltma!

AKP hükümeti herkesi kandıracağını hesaplayarak bu konuda karar alırken, toplumun çeşitli kesimleriyle tartışmaya, farklı görüşlere başvurmaya gerek bile duymadan hareket etmiştir.

Üçüncü yalan: Atom enerjisinin daha ucuz olduğu

Bu yalanı yayanların ileri sürdükleri en önemli gerekçeye göre “8,2 milyar dolarlık doğalgazdan elde ettiğiniz elektriğin aynısını nükleer santralden elde etseniz 400 milyon dolar gidiyor.” “Enerji fiyatlarının düşmesi konusunda da ihtiyatlı yaklaşmak lazımdır. Doğalgaz fiyatları yarıya inse bile nükleerin yarısına yaklaşamaz” diyorlar! (www.elektrikport.com/ Nükleer Teknoloji Bilgi Platformu Koordinatörü Adil Buyan)

Ve ekliyorlar “%85 elektriğini nükleer santralden üreten İngiliz’i, Fransız’ı kadar en az ben de akıllıyım” (Elektrik Üreticileri Derneği Başkanı Önder Karaduman.) Bu anlamda atom santrallerine sahip olmanın bir itibar meselesine dönüştüğü görülmektedir. Öyle bir prestij meselesi ki, nesiller boyunca etkide bulunacak onanmaz zararlar göze alınabiliniyor! Çevre ve insan sağlığını düşünen kim? Varsa yoksa her ne pahasına olursa olsun büyük güç olma hayalleri!

Hangisi daha ucuz?

Gelin birlikte hesap yapalım hangisi daha ucuz? Ama biz karşılaştırmayı fosil enerjiden elde edilen doğalgaz ile yapmıyoruz! Çünkü biz atomun alternatifi olarak doğalgaz-fosil yakıtlar değil, yenilenebilir enerji kaynaklardır, diyoruz ve yenilenebilir enerji kaynaklarını temel alıyoruz!

Atomdan enerjisinden elde edilen elektrik fiyatlar

Karşılaştırmayı elektriğin birim fiyatı üzerinden yaparsak; Rosatom’un Akkuyu’da inşa etmekte olduğu nükleer enerji santralindeki sabitlenmiş ve T.C. devletinin 15 yıl alım garantisi verdiği 1 KW/h elektriğin birim fiyatı şimdilik 15,35 dolar/cent. Bu fiyatın içinde reaktörlerin üreteceği nükleer atıkların bertaraf edilmesi için gerekli olacak masraf hesaplanmamıştır. Yine herhangi bir radyasyon sızıntısına karşı alınacak tedbirlerin oluşturacağı masraflar da hesap içinde değildir. Almanya bu iş için şimdiye kadar 60 milyar avro masraf yapmıştır. Bu hesabın içinde olmayan en büyük kalemlerden biri olan 30 yıl sonra tüm reaktörleri kapandığında masraf devam edecektir! Bu anlamda gerçekçi olmak/ atom lobicilerinin yalanından uzaklaşmak istiyorsak Akkuyu Nükleer Santrali’nden elde edilecek 1 KW/h elektriğin birim fiyatı 1 dolar (100 cent) üzerindedir! İşin içine bir de sigorta primlerini ve nakil masraflarını eklediğiniz de birim fiyatı 2 dolarlara varacaktır. Daha santral üretime geçmeden zaten bugün ki dolar kuru hesabı ile herhangi bir ekleme yapmadan 1 KW/h elektrik 54 Tl/kuruşa ulaşmıştır bile!

Bilindiği gibi üretilen elektrik enerjisi nakil sırasında %20-30’lara varan bir kayba maruz kalmaktadır. Nakil hatlarınız eski ise bu oran daha da fazlalaşmaktadır!

Rüzgârdan enerjisinden elde edilen elektrik fiyatlar

Gelelim herhangi bir riski olmayan 20 yıl garantili bir rüzgâr enerjisinden elde edilecek elektriğin birim fiyatına. Türkiye’deki nakil hatlarının 30-40 yıllık olduğu gerçeği sorunun önemini anlamaya yeterlidir.

2300 KW/h (2,3 MW) Enercon 8E.70 E4 rüzgâr türbininden 20 tanesinin %25 kapasite ile çalıştığında ayda ürettiği elektrik 43.416 megavat-saat elektriktir. Yılda ise yaklaşık 500 milyon KW/h. Çalışma kapasitesi yükseldiğinde üretim de artacaktır. Böyle bir türbinin bakım masrafları dâhil maliyeti yaklaşık 2,5 milyon dolardır. Akkuyu Nükleer Santrali kapasitesinde 2000 adet rüzgâr türbininin maliyeti 5 milyar dolardır. Yani Akkuyu’nun maliyetinin dörtte biri. 1 KW/h elektrik için ödeyeceğimiz birim fiyatı 5 cent bile değildir.

Bu konuda araştırma yapan Balıkesir Üniversitesi’nden Sebahat Akın, Orhan Zeybek’in verileri çok ilginçtir. Bunlara göre rüzgâr türbinleri ile yıllık ihtiyacın %25 kadarı karşılanabilir. (http://www.emo.org.tr/ekler/0e207ab6946b5d7_ek.pdf).

Neden olmasın önemli olan yatırım yapılmasıdır.

Güneşten enerjisinden elde edilen elektrik fiyatları

Diğer yandan fiyat meselesini güneş enerjisinden elde edilecek elektrikle karşılaştırdığımızda karşımıza çıkan durum ise 1 MW/solar enerji tesisinin donanım-montaj ve bakım masrafları takriben 1,02–1,240 milyon avro olarak hesaplanmaktadır. 25 yıl boyu enerji sağlamak mümkündür. Birçok aksamın yerli üretimle sağlandığı koşullarda maliyet fiyatı düşeceği gibi istihdam alanı da yaratır. Herhangi bir riskin olmadığı bu doğal enerji için Türkiye bulunmaz doğal imkânlara sahiptir. Devlet 13,3 dolar/cent üzerinde üretilen bu elektriği satın almaktadır.  Maliyet kesinlikle 10 dolar/centin altında seyir etmektedir. (Bilgilerin kaynağı http://humartas.com.tr/1-mw-lisanssiz-ges-projeleri/)           

“Yenilenebilir enerji santralleri baz yüklü değil, sürekli elektrik elde edemiyorsunuz.” Doğru! Yerel kaynaklarımızın yeterli olduğunu savunamayız diyenler sorunu genelleştirerek sunmakta ve de yalana başvurmaktadırlar. Şimdiye kadar hiçbir atom santralinde %100 kapasite ile üretim yapılamamıştır.  Yukarda hesapladığımız yenilenebilir enerji kaynaklarından da elde edilecek elektrik üretiminin %100 kapasiteli olmayacağı, dış doğa koşullarının (rüzgârın hızı, güneşli günlerin fazlalığı veya azlığı) yenilenebilir enerji sağlamada önemli rol oynadığı bizler açısından da açıktır. Bunun için hesaplamalar yaparken bunu da hesaba katıyoruz. Aynı zamanda atom lobicilerinin hesaba katmadığının da altını çiziyoruz.

“Nükleer santrallerin kapasite faktörü %90 civarında” “Güneş ve rüzgâr santrallerinde bu oran en fazla %20 civarındadır. Yeni nesil nükleer santrallerin işletme ömrü 60 yıl iken bu, rüzgâr ve güneşte 15-25 yıl civarındadır.” (http://nukleerakademi.org/nukleer-enerji) olduğunu söyleyenler yine yalana başvurmaktadır. Bir kere en modern reaktörün ömrü 30 yıldır! Bazı kaynaklar, şimdiye kadar 22 yıllık reaktörlerin fişinin çekilmek zorunda kalındığını ileri sürüyor ve 25-26 yılı dahi çok fazla buluyor. (Örneğin, bağımsız Öko-Institut e.V.) Soğutma işlemi başladığında atom santrallerindeki üretim aylarca durduğu, reaktörlerin üretim yapmadığı gerçeği de göz ardı edilmektedir. Her reaktörün 20 yıl sonra bakıma muhtaç olduğu da ayrı bir gerçek! Nükleer santral bakım masrafları ile 20-25 yıl ömürlü yeni rüzgâr türbinleri ve güneş panellerine yatırmanın imkân dâhilinde olduğu nedense gizlenir!

Bir de ülkemizin enerji kaynaklarının yetersiz olduğu yalanı var! Bu yalanın hiçbir maddi temeli yoktur ve bilimsel değil, özellikle politik bir iddiadır. Hâlâ kullanılmayı bekleyen yılda 100 milyar kilovat saat (KW/h) hidro, 120 milyar KW/h rüzgâr, 380 milyar KW/h güneş, 16 milyar KW/h jeotermal potansiyelimiz vardır.

En basit bir örnek İsparta'da kurulan 1 MW kurulu güce sahip güneş enerji santralinden 1 yılda 1 milyon 463 bin 19 kilovatsaat elektrik enerjisi üretmesidir. (http://www.enerjiatlasi.com/haber)

Dördüncü Yalan: Atom enerjisinin temiz olduğu yalanı

Bu konuda o kadar büyük lafebeliği yapılmaktadır ki, sorunla ilgisi az olanlar çabuk kandırılmaktadır.

Bu konuda söyledikleri:

“Nükleer enerji üretim zinciri, tümüyle ele alındığında sera gazı salımı konusunda en temiz seçenektir. Fosil yakıtların yanmasıyla açığa çıkan karbon monoksit, karbondioksit, sülfür dioksit ve azot dioksit gibi sera gazı oluşumuna sebep olan zararlı gazlar, nükleer santraller çalışırken atmosfere salınmaz.

Bu nedenle nükleer enerjinin iklim değişikliğine sebep olan atmosferdeki sera gazı konsantrasyonunun azaltılmasında büyük rolü vardır. Günümüzde nükleer santraller, elektrik sektöründen kaynaklanan sera gazı salımın da yıllık olarak yaklaşık %17 azalmaya sebep olmaktadır. 1 kilogram uranyumdan elde edilen enerji için, 3.000.000 kilogram (3000 ton, 25 adet ağır yük tren vagonu) kömür veya 2.700.000 litre (2700 metreküp, 135 adet büyük boy akaryakıt tankeri) petrol gerekmektedir. Bu kadar az miktarda uranyum kaynağından yüksek miktarda enerji üretildiğinden nükleer santrallerin atık miktarı da bu oranda fosil yakıtlardan çok daha azdır.

Örneğin, elektrik üretiminin %75 gibi büyük bir oranda nükleerden sağlandığı Fransa’da, dört kişilik bir ailenin ömürleri boyunca kullandıkları nükleer enerjiden, en fazla bir golf topu kadar büyüklükte camlaştırılmış nükleer atık çıkmaktadır.

Nükleer santrallerden çıkan atık miktarının çok az olmasıyla çok az yer kaplayacağından yer üstündeki depolarda güvenli bir şekilde depolanabilmektedirler. Örneğin, 1000 MWe gücündeki bir nükleer santralden yılda yaklaşık 30 ton (yük treni vagonunun yarısı) nükleer atık çıkmaktadır. Aynı büyüklükte ki bir fosil santralinden ise yaklaşık 2.000.000 ton petrol atığı veya kömür atığı çıkmaktadır. Bu da nükleere göre yaklaşık 67.000 kat fazla atık miktarını göstermektedir.” (http://www.enerji.gov.tr/)

Bu alıntılar T.C. devletinin resmi web sayfasındandır. En başta sanki nükleer enerjiye karşı olanlar alternatif olarak fosil enerjiden elde edilen elektriği savunuyorlar havası yaratılmaktadır.

Evet, nükleer enerji ile elde edilecek olan elektrik ilk etapta fosil enerjiden elde edilen ve edilecek olandan sera efekti bağlamında temizdir. Ama bu onun temiz olduğu anlamına gelmez

Hemen altını çizerek vurguluyoruz ki, bizim savunduğumuz ve yukarda örneklerini sunduğumuz yenilenebilir enerji kaynaklarından rüzgâr ve güneş enerjisi fosil enerji yakıtlarından kat kat temizdir! Bunlar ret edilemez gerçeklerdir.

Beşinci Yalan: Nükleerdeki gerçek risk

Beyaz ve günahsız gösterilmeye çalışılan nükleer enerjinin riziko faktörü Recep Tayyip Erdoğan’ın göstermeye çabalar sarf ettiği kadar masum değildir! RTE ne demişti: “Nükleer programda takvim işliyor. Evdeki mutfak tüpü de riskli!”

Nükleer atıklar kg/hacim birimi temel alındığında önemli oranda hafif ve hacim olarak küçüktür. Gizlenen ve demagojisi yapılan da yükte hafif olanın taşıdığı riskin üstünün örtülmesidir. Atom atıklarının yol açacağı tehlike ve zararın giderilmesi, nötr hâle getirilmesi nesiller sürer. Üstü örtülen de budur!

Uzayda saniyede 200.000 km hızla hareket eden, gama-alfa ışınları, nötronlar, elektronlar vb. tipte atom parçacıkları radyasyonu oluşturur. İşte reaktörlerde atık olarak geride kalan çöp bu parçacıklarla yüklüdür. Onun için uzay yolculuğu sırasında veya atom reaktörlerinde çalışanlarda özel elbise giyinme ihtiyacı duyulur. Çünkü atomun şakası yoktur. Mutfak tüpüne hiç benzemez! Olağanüstü bir enerji dışa vurumu yaşanır!

Zenginleştirilmiş uranyum ve suni olarak reaktörlerde elde edilmiş olan plütonyumun bir kilosunun çıkaracağı ısı enerjisinin 16 milyon litre benzinin vereceği enerjiye eşit olduğu düşünüldüğünde, bahsi geçen fiziksel-kimyasal olayın boyutunu anlamak belki daha kolay olur.

Atom patlamaya görsün! Patladı mı önü alınmaz zararlara yol açar. Atomdan elde edilen enerji temiz değildir

Dünya savaşında Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının etkilerini insanlık yaşadı. 1986 Çernobil ve 2011 Fukushima nükleer felaketleri ise savaş anında değil “barış” döneminde insanlığın karşılaştığı lanetli felaketlerdir! Bilançosu hâlâ ortaya çıkmamıştır! 5 yıl oldu Fukushima hâlâ soğutulamadı! Denize bırakılan radyasyonun hesabını kimse bilmiyor! 30 yıl oldu Çernobil’de felaketin yaşandığı alanda hâlâ ot türemedi! Türeyen noktalarda ise aşırı miktarda radyasyon hormonludur. Doğanın doğal radyasyonuna eklenen azami kâr hırsının kattığı insan ürünü radyasyonun etkilerinin binlerce yıl süreceği yine insan tarafından söylenebiliyor ise, nükleer enerjide ısrar edenler utansınlar! Tabii iktidar ve kâr hırsı bu yaratıklarda utanma ve arlanma hissi bırakmışsa!

Fosil yakıtlardan doğan kirlenmeyi onu kullanmaktan vazgeçtiğinde engelleyebilirsin! 50-100 yıl içinde iklim değişikliğini önleyebilirsin! Ama nükleer bir felaketin etkisinin binlerce yıl ile sınırlı olmadığı bilindiğinde, uzun vadeli düşünüldüğünde tehlikenin boyutu anlaşılır! Ama benden sonrası “tufan” anlayışı ile hareket edersen, durum çok vahimdir!

Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhun Kula güzel söylemiş: “Nükleer santral söküldükten sonra atıkların gömülmesi lazım. Bunun için nükleer mezarların yapılması lazım. Sökülmesi, artıkların depolanması ve bu işin maliyetini kimse konuşmuyor. En önemli çevre konusu bu işin sökülüp atılması ve artıkların depolanması iki cümleyle geçiştiriliyor, “Zamanı gelince halledilir” deniliyor. 2023’te başladı, 30 yıl faaliyet gösterse, 2070-80’lerde sökülme olacak. Kim öle kim kala zihniyeti var.“( age.)  Bu anlayış gelecek nesillerin yaşamını ipotek altında tutma anlayışıdır!

Sözün kısası anda nükleer enerjinin temiz olmadığı gibi insanlığın bulduğu en tehlikeli enerji kaynağıdır! Onu tehlikeli kılan atıklarıdır! Kazalar karşısında insanlığın andaki acizliğidir! İnsanlık bu sorunu çözmediği sürece bu tehlikeden uzak durmak en doğru olanıdır!

Gizledikleri amaç atom gücü olmak

Nükleer santrallerdeki kazalar dünya ölçeğinde atom reaktörlerine olan güveni sarsmış durumdadır. Tüm gelişmiş ülkeler kendi santrallerini bir program dâhilinde zamana yayarak kapatırken, Türkiye bu programa neden giriyor? Bir de dünya çapında problemli bu teknolojiye Türkiye anahtar teslimi şeklinde girmiştir! Kurulacak olan Akkuyu Nükleer Santrali Avrupa’dan lisans almamış, denenmemiş bir santraldir. Rusya yüzde 100 hisseye sahip. T.C. projede bu anlamda yeterli söz hakkına sahip değil. Kendileri de bal gibi biliyor, nükleer santraller pahalı elektrik üretiliyor. İnşaat süreleri hiçbir zaman tutturulamıyor. Nükleer atıkların depolanması konusunda hâlâ çok önemli sıkıntılar yaşanıyor. Nükleer santrallerin denetiminin bağımsız denetçiler tarafından yapılması gerekiyor ama Akkuyu’daki santralde denetimin kimin tarafından yapılacağı ve Rusya’nın nükleer atıkları ne yapacağı bilinmiyor. Ayrıca Akkuyu da Japonya gibi deprem tehlikesi olan bir bölgede bulunuyor. Japonya’da görüldüğü gibi esas sorun afet anında reaktörler kapandıktan sonra, yakıt çubuklarının soğutulmasında yaşanıyor. Akdeniz’in deniz suyu sıcaklığı suyun soğutulması için hiç uygun değil. Bu durum ekstra güvenlik önlemleri gerektiriyor, dolayısıyla ekstra maliyetler ortaya çıkacaktır. Bunlar bilinmesine biliniyor! O zaman dert nedir?  O zaman gizlenen bir şeylerin olduğu ortada değil mi?

T.C. devletini yönetenler ve temsilcilerinin bizce esas dertleri nükleerden enerji elde etmenin ötesindedir! Onların derdi açık ilan etmeseler de kurnazlıkla atom gücü olmaktır! Birçok alanda yaptıkları gibi bu konuda esas amaçlarını gizlemektedirler!  Atom gücü olduklarında bölgesel güç hayallerini besleyeceklerini sanmaktadırlar! Atom bombasına sahip bir güç olmaktır…  

Sonuç olarak

30 yıl önce de nükleer enerjiye ihtiyacımız yoktu, 30 yıl sonra da olmayacaktır! Kurulacak santraller ile teknoloji değil, araç gereç ve kullanım kılavuzları transferi yapılacaktır! Bu kadar paraya ve bu kadar riske girmek halklarımıza ihanettir! Onların deyimi ile “vatan hainliği” bizim deyimimizle geleceğin ipotek edilmesidir! Nükleer santral değil, rüzgâr çiftlikleri ve güneş enerjisi tarlaları istiyoruz!

Atom öldürür!

Nükleer santral çalışmaları hemen durdurulmalıdır!

19.12. 2016

Yeni Dünya İçin Çağrı dergisinin 185. sayısında -Ocak, Şubat 2017-  yayınlandı.

Paylaş