ALMANYA:

NSU-DAVASI'NDA VERİLEN KARARI TANIMIYORUZ! ALMAN DEVLETİ KENDİSİNİ AKLADI!

4 Kasım 2011’de, “Nasyonal Sosyalist Yeraltı” (NSU) terör örgütü deşifre olmuştu. Naziler, Alman devletinin gözetimi altında yıllarca 9 göçmeni katletti, 3 bombalı saldırı ve 15 soygun yaptılar. 6 Mayıs 2013’de, Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde başlayan “Nasyonal Sosyalist Yeraltı” (NSU) terör örgütü davası, 11 Temmuz 2018’de sonuçlandı. Beş yılı aşkın süren davada, 438 duruşma yapıldı. 600’ün üzerinde tanık dinlendi.  Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde Beate Zschäpe ile birlikte dört Nazi daha yargılanıyordu. 438. Duruşma’da, saat 9.55’te mahkeme salonuna giren Mahkeme Başkanı Manfred Götzl sanıklar hakkında verilen cezayı açıkladı!

Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde açıklanan karar, tarih sayfalarında kara bir gün olarak yerini alacaktır. Açıklanan karara göre:

Beate Zschäpe: Ocak 1998’de Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhard ile birlikte yeraltına çekildi. Birçok ırkçı gösteriye katıldı. NSU’nun üç kişilik terör hücresinde yer aldı. İşlenen cinayetler, bombalı saldırılar ve yapılan 15 soygunun sorumlularından biri idi. 4 Kasım 2011’de, bir banka soygunu sonrasında kaldıkları karavanada intihar ettikleri iddia edilen Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt’ın ölümünün ertesinde, Beate Zschäpe, Saksonya eyaletinin Zwickau şehrindeki hücre evini ateşe vermişti. Amaç hücre evindeki delillerin yok edilmesiydi. 8 Kasım 2011’de, Beate Zschäpe Jena’da polise teslim oldu. Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi, NSU’nun işlediği cinayetlerde ve diğer suçlarda suç ortaklığı yapan ve terör örgütü üyesi olan Beate Zschäpe’ye  ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası verdi.

Ralf Wohlleben: 20 Kasım 2011’de tutuklandı. NSU davasının ikinci sanığı Ralf Wohlleben idi. Ralf Wohlleben, faşist parti “Almanya Ulusal Demokratik Partisi”nin eski üyesidir. Faşist çevrelerde aktif olarak çalışan ve tanınan bir Nazi’dir. Cinayetlerde kullanılan Çeska tipi silahı, susturucuyla birlikte temin ederek diğer sanık Carsten Schultze’ye teslim eden kişidir.  “Thüringen Anavatanı Koruma Örgütü”nde önemli görevler üzerlendi. Naziliği savunmaya devam ediyor.  Davanın iki numaralı sanığı Ralf Wohlleben’e 10 yıl hapis cezası verildi. Savcılık 12 yıl hapis talep ediyordu.

Andrê Eminger: NSU terör örgütüne en fazla yardım eden ve destekleyenlerden biridir. NSU terör hücresine, kendi adına ev ve araba kiralayan, sağlık kartlarını örgüt üyelerine kullandıran kişidir. Cinayetlerin NSU tarafından işlendiğini gösteren filmin Eminger tarafından yapıldığı da iddia edilmektedir. 9 Haziran 2004’te, Köln Keup Caddesi’ne düzenlenen bombalı saldırı için kullanılan karavan onun adına kiralanmıştı. Bir süre tutuksuz yargılandı. Nazi gösterilerinde boy gösterdi. Duruşmalara sürekli ırkçı motifleri göstererek katıldı. Eylül 2017’de hakkında 12 yıl hapis cezası talep edildiği açıklandıktan sonra tutuklandı. Federal Başsavcılık Andrê Eminger hakkında "Cinayetlere yardımcı olduğu gerekçesiyle" 12 yıl hapis cezası istiyordu. Ancak Mahkeme Andrê Eminger’e "terörist örgüte destek vermekten" 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Eminger hakkındaki karar, duruşma salonundaki Naziler tarafından alkışlandı. Andrê Eminger'in cezasının açıklanmasının ardından hakkındaki tutuklama kararı kaldırılarak serbest bırakıldı. 

Holger Gerlach: Seri cinayetleri işleyen üç NSU üyesi ve Ralf Wohlleben gibi Jena’daki Nazi çevresinin üyesiydi. Ocak 2012’de tutuklandı, Mayıs 2012’de serbest bırakıldı. Cinayetleri işleyen terör örgütünün en önemli destekçileri arasında yer alıyordu. Dava başladığında itirafçılık yasasından yararlanmak için başvuruda bulundu. Ancak iki yıl sonra bu talebinden vazgeçti. Suçlarını kabul etti ve kurban ailelerinden özür diledi! Hakkında 5 yıl hapis cezası talep edilmişti. Mahkeme, Holger Gerlach’a 3 yıl hapis cezası verdi.

Carsten Schultze: Ralf Wohlleben’in temin ettiği silahı terör örgütü üyelerine ilettiğini itiraf etti. 2012 yılı başında tutuklandı, ayrıntılı ifade verdiği için Mayıs 2012’de serbest bırakıldı. Davanın ilk duruşmasında kurban yakınlarından özür diledi! Irkçı görüşlerle arasına mesafe koyduğunu söyledi, bu nedenle itirafçılık yasasından yararlanma başvurusu yaptı. Tutuksuz yargılanıyordu. Savcılık hakkında 3 yıl hapis cezası istemişti. İtirafçı olan Carsten Schultze’ye 3 yıl hapis cezası verildi.

Karar ne anlama geliyor?

NSU davasında verilen karar sadece ortaya çıkarılan bazı tetikçiler, destekçiler hakkında verilen bir karardır. Mahkeme, Anayasayı Koruma Örgütü’nü aklayan, Alman devletinin cinayetlerdeki sorumluluğunun üstünü örten bir karar verdi. Başından beri NSU terör örgütünün arkasındaki yapının ortaya çıkarılamayacağı belli idi. Bunun için de antifaşistler, devrimciler, komünistler, NSU davasının aydınlatılması için birçok çalışma yaptı. Beş yıl boyunca Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi, sadece “Nazi Üçlüsü” ve dört “destekçi”den yola çıktı ve göçmen cinayetleri aydınlatılmadı.

NSU’nun arkasındaki örgüt ortaya çıkarılmadı. NSU terör örgütünün arkasındaki örgütün ortaya çıkmaması için özel tedbirler alındı. Konuşmak isteyen NSU davasının önemli tanıkları birer birer ölü olarak bulundu! Nazilerle birlikte çalışan Anayasayı Koruma Örgütü muhbirleri (birçok delil olmasına rağmen) yargı karşısına çıkarılmadı. Halit Yozgat internet cafede katledildiğinde, bu cafede Hessen Anayasayı Koruma Teşkilatı’nda çalışan Andreas Temme’de vardı. Andreas Temme, dokuz cinayetin altısında ya olay yerindedir, ya da olay yakınında bulunmaktadır. Andreas Temme, Halit Yozgat cinayetinden ötürü bu görevinden alındı ve bir başka devlet dairesinde kendisine iş verildi. Andreas Temme’nin bu görevine son verilmesi ve Nazilerle olan bağlantısının açığa çıkmasından sonra NSU’nun göçmenleri katletme olayları durdu. Cinayetlerde istihbarat örgütlerinin oynadığı  rol açığa çıkarılmadı. Andreas Temme ve benzerleri de Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde aklandılar.

NSU davasında verilen karar NSU davasını aydınlatma, açığa çıkarma değil, davanın üstünü örten bir karardır. Mahkemenin verdiği karar sadece buzdağının görünen kısmına yönelik bir karardır. NSU terörünün yaşayan kurbanları, NSU tarafından katledilen göçmenlerin yakınları en başından itibaren suçluların Nazi yapılanmaları içinde aranması gerektiğini biliyorlardı. Fakat Alman devletinin soruşturma kurumları, failleri, Nazi kurbanlarının içinde ve çevresinde arıyordu!

NSU üyeleri güya 1998’den beri aranıyordu! Alman devleti tarafından finanse edilen ajanlar, NSU üyelerinin yerini biliyorlardı. NSU üyelerini gözaltına alma yerine onları korudular. Federal Polis Örgütü ve Anayasayı Koruma Örgütü’nün  yöneticileri kimi bilgilere ulaşımı engelledi. Sayısı belli olmayan onlarca dosya imha edildi. Hessen Eyaleti Mahkemesi Halit Yozgat cinayeti hakkındaki dosyalara bakma hakkında 120 yıl yasaklama kararı verdi. Mahkeme önüne çıkan devlet memurları ve paralı ajanlar “alzheimer hastalığı”na bulaşmışlardı. NSU terör örgütünün tüm bağlantıları, NSU ağı ve Alman devlet kurumları ile olan bağlantılar aydınlatılmadı.

NSU kurbanlarının yakınları da davayı izledi

NSU Davasına Dortmund’da katledilen Mehmet Kubaşık’ın eşi Elif Kubaşık ve kızı Gazme Kubaşık, Nürnberg’de katledilen Enver Şimşek’in çocukları Abdülkerim Şimşek ve Semiya Şimşek, Kassel’de katledilen Halit Yozgat’ın babası İsmail Yozgat ve annesi Ayşe Yozgat’ın da aralarında olduğu çok sayıda kurban ailesi katıldı. Ayrıca Köln/Keup caddesindeki çivili bomba saldırısında yaralananlar da davada hazır bulundu. Mahkeme Başkanı Götzl kararı açıklarken, NSU kurbanlarının acıları yeniden tazelendi. Çünkü Mahkeme Başkanı açıkladığı kararda, NSU cinayetlerinin nasıl işlendiği ve kaç kurşunun isabet ettiğini anlatıyordu ama ailelerin acılarını söz konusu etmiyordu bile. 4 Nisan 2006’da Dortmund’da Mehmet Kubaşık öldürülmüştü. İki gün sonra 6 Nisan’da Kassel’de Halit Yozgat öldürüldü. Halit öldürüldüğünde 20 yaşındaydı. Mahkeme salonunda bulunan Halit Yozgat’ın babası İsmail Yozgat, Mahkeme Başkanı’nın anlatımlarından ve cinayetlerle ilgili detaylı bilgi vermesinden  rahatsız olduğunu açıkça dile getiriyordu. Açıklanan karara tepki gösteren İsmail Yozgat, pet şişedeki suyu kafasına döküyordu. Mahkeme Başkanı, İsmail Yozgat’ın gösterdiği tepki karşısında O’nu duruşma salonundan atmakla tehdit ediyordu. Ama faşist  Andrê Eminger hakkında verilen kararı alkışlayan salondaki faşistlere Götzl müdahalede bulunmuyordu.

Eylemlilikler

NSU davasında kararın açıklanacağı gün mahkeme binası önünde gün boyu etkinlikler düzenlendi. 11 Temmuz sabahı medya mahkeme salonu önünde adeta karargâh kurmuştu. Onlarca, tv-radyo-gazete çalışanı görevini yerine getirmek için oradan oraya koşturdu. Berlin, Bremen, Dortmund, Dresden, Frankfurt/Main, Freiburg, Göttingen, Halle, Hamburg, Hannover, Kiel, Köln, Leipzig, Lüneburg, Münster, Pinneberg/Elmshorn, Karlsruhe, Rostock gibi birçok şehirde “Son söz henüz söylenmedi” parolası altında yürüyüş ve mitingler gerçekleştirildi.

Eyalet mahkemesinin önünde katledilen göçmenlerle ilgili sergi açıldı. Açılan sergide, katledilenlerin öykülerine yer veriliyordu. Şimdiye kadar açığa çıkarılan ve NSU ile bağlantıları olan tek tek ajanların ismine yer verilmişti. Gün boyu yapılan konuşmaların, açılan pankartların ve dağıtılan bildirilerin içeriğine, “Kein Schlussstrich” (Son söz henüz söylenmedi!) parolası damga vuruyordu. Yapılan konuşmalarda benzer sorular öne çıkıyordu:

Polis teşkilatı, anayasayı koruma teşkilatı bilgileri neden gizledi?

NSU’lu katillerin kimlerle bağlantıları vardı?

Cinayetler işlenirken seyirci kalan istihbarat ve yetkililer görevlerini yapacakları yerde utanmadan mağdurları suçlamaya ve kamuoyunu neden yanıltmaya çalıştılar?

11 Temmuz akşamı saat 18.30’da NSU davasında verilen kararı protesto yürüyüşüne binlerce kişi katıldı. Antifaşistler, devrimciler, Nazi karşıtları ve komünistler nezdinde NSU davası bitmedi, bitmeyecek.

Mahkeme binası önünde toplanan altı bin kişi kararı protesto ederek yürüyüşe başladı. En önde NSU kurbanlarının resimleri ve “NSU-Kompleksi çözülsün” pankartı taşındı. Mücadelemiz devam edecek diye başlayan konuşmalara alkışlar ve sloganlar eşlik etti. Yürüyüş boyunca; “Kahrolsun faşizm!, Nazilere yer yok!, Yaşasın enternasyonal dayanışma!, Naziler katlediyor devlet de birlikte!, NSU sadece üç kişiden oluşmuyordu!” gibi sloganların yanı sıra Naziler tarafından katledilen 9 kişinin isimleri dillerden düşmedi. Binlerce kişi şehrin en işlek yerlerinde ve özellikle göçmenlerin yoğun bulunduğu güzergâhtan geçerek ırkçılara olan tepkilerini dile getirdi. Bavyera İçişleri Bakanlığı önünde yapılan konuşmalarla yürüyüş sona erdi.

NSU davası ve Trotzalledem!

NSU terör örgütü deşifre edildikten sonra, Herşeye Rağmen gazetesi olarak NSU terör örgütünün açığa çıkması için aydınlatma faaliyeti yürüttük. Bildiriler çıkardık, dergi sayfalarında NSU davasının ne anlama geldiği hakkında yazılar yazdık. Birçok NSU karşıtı yürüyüşlere, toplantılara katıldık. NSU ve Alman devletinin iç içe olduğunu haykırdık. NSU’nun aydınlatılması için kurulan inisiyatiflerde yer aldık. 17-21 Mayıs 2017’de Köln’de yapılan “NSU Kompleksi Çözülsün Tribünali”nde aktif olarak yer aldık. NSU kompleksinin çözümü bağlamında, neler yapılması gerektiği hakkında  antifaşistlere, ırkçılık karşıtlarına öneriler götürdük. Münih’te yapılacak yürüyüşün hazırlığına katıldık. 11 Temmuz günü saat 08.00’de bildirilerimizle, gazetemizle ve pankartlarımızla mahkeme binası önünde idik.

“Onları hatırlayın! Devlet ve Nazilerle El ele! Direnişi Örgütleyin!” pankartımızı astık. Ayrıca bu pankartımızı yürüyüşte de taşıdık. Sahnede gazetemiz adına konuşma yaptık. “Son söz henüz söylenmedi!  Kein Schlussstrich!  όχι τέλιkη ypaμμη!  No closure! İTHAM EDİYORUZ: NSU-DAVASI‘NDA KARAR AYDINLATMA YOK – ADALET YOK!” başlıklı bildirimizden 1500 adet dağıttık. Trotz Alledem’in değişik sayılarından 80’den fazla adet sattık. Yürüyüşe kortejimizi kurarak katıldık.

Biz bu kararı tanımıyoruz

NSU davasında Alman devleti “beraat” etmiştir! Alman devletinin aklanması Alman devletinin suçlu olmadığı anlamına gelmiyor. NSU davasının aydınlatılması ve arkasındaki örgütün açığa çıkarılması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Nazi kurbanları ve kurbanların yakınları cinayetlerin esas tanıklarıdır. Kuşkusuz öldürülenler geri gelmeyecektir. Ancak NSU davasında verilecek kararlar ve örgütün arkasındakilerin açığa çıkarılması, mağdurlar ve yakınlarının yüreklerine su serpecekti. NSU davasında açıklanan karar, bir kez daha mağdur yakınlarının yıkımına yol açtı. Mahkeme salonunda yer alan Naziler, mahkeme kararına alkış tutabiliyor! 20 yaşında oğlu öldürülen İsmail Yozgat tepki gösterdiğinde, Mahkeme Başkanı duruşmadan atmakla tehdit edebiliyor. Göstermelik yargılama ve çifte standartçılığı mahkeme salonunda görmek mümkündü. Hatta mahkemeye gelen Naziler, Andrê Eminger’i karşılamak için pankart bile hazırlamışlardı. Alman polisinin koruması altında Naziler, mahkeme binasının önünden güvenli bir şekilde uzaklaştırıldılar! Nazilere tepki gösteren antifaşistler ise polis kıskacına alınıyordu. NSU davasında gerçek bir aydınlatma söz konusu olmadı. Biz bu kararı tanımıyoruz!

Son söz henüz söylenmedi! Biz İtham etmeye devam ediyoruz!

NSU terör örgütünün deşifre edilmesinden itibaren, göçmen cinayetlerine karşı genelde sessiz kalmış olan sol ve biz, hatalardan ders çıkarmaya çalıştık, çalışıyoruz. Bundan böyle Almanya’da meydana gelen her göçmen cinayetinin arkasında ırkçı motiflerin olup olmadığına bakacağız. Almanya’da, Nazilerin devlet tarafından desteklendiği, korunduğu, Anayasayı Koruma Örgütü ile birlikte çalışıldığı ortaya çıkmasına rağmen, sadece tetikçiler yargı karşısına çıkarıldı. Antifaşistler, devrimciler ve komünistler ırkçılığa, Nazilere karşı mücadele yürüttü, yürütüyor. Nazi mağdurlarına sahip çıkıldı. Kurbanların anılarının yaşatılması için uğraş verildi. Hemen hemen her şehirde var olan ırkçılığa karşı dernek ve insiyatiflerin yanı sıra yeni insiyatifler ve dernekler kuruldu. 

NSU terörünün mağdurları ırkçı bir tarzda aşağılandılar. NSU, Alman devletinin gözetimi altında dokuz göçmeni katletti. Amaçları, göçmenlerin gözünü korkutmak ve onların Almanya’dan sürülmesini sağlamaktı. Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın değişik bölümleri, NSU örgüt ağının inşasında kendi ajanlarını yoğun  bir biçimde kullanarak yer aldılar, finanse ettiler. Devlet kurumları cinayetlere yardımcı oldu. Anayasayı Koruma Teşkilatı memuru Temme bir cinayete doğrudan karıştı. Diğer işlenen beş cinayette ise olay yeri yakınlarında olduğu iddia edilmektedir. Alman devlet kurumları bilinçli olarak delilleri yok etti. NSU ile devlet kurumları arasındaki ilişkileri gizlendi. Alman toplumu suskun kaldı, kalıyor. 11 Temmuz’da verilen karar, cinayetlerin arka planının aydınlatılmaması kararıdır. 

NSU ağı ile devlet kurumları arasındaki gerçek ilişkileri ortaya koymaya devam edeceğiz. NSU ağı ile devlet kurumları arasındaki ilişkilerin Alman mahkemesinden ortaya çıkarılmasını beklemek boş bir hayaldir. 11 Temmuz’da verilen karar, bu düşüncemizin doğruluğunun kanıtıdır. Ajanların isimleri bellidir. Bu ajanları teşhir etmeye devam edeceğiz. Şimdiye kadar Almanya’da “faili meçhul” bütün ırkçı cinayetlerin aydınlatılması yönündeki istemlerimizi dile getireceğiz. Bütün faşist örgütler ve kurumların kapatılması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Faşizm, Nazizm bir düşünce değil, cürümdür. 

Biz bu kararı tanımıyoruz! NSU kompleksi çözülmelidir!

15 Temmuz 2018

Bavyera Herşeye Rağmen okurları

13.07.2018

 

Herşeye Rağmen Bildirisi

Son söz henüz söylenmedi! Kein Schlussstrich! όχι τέλιkη ypaμμη! No closure!

Suçluyoruz: NSU-DAVASI‘NDA KARAR

Aydınlatma yok! – Adalet yok!

Beş yıl süren dava sonunda bugün Münih’te NSU-Davası’nda karar açıklandı. Bu beş yıl içinde gerçekleştirilen 400 dava gününde ne suçlar aydınlatıldı ne de adalet sağlandı. Hem NSU terörünün yaşayan kurbanları hem de NSU tarafından katledilen göçmenlerin yakınları en başından itibaren suçluların Nazi yapılanmaları içinde aranması gerektiğini biliyorlardı. Fakat devlet, soruşturma kurumları, medya, kurbanları failler olarak gösterdiler ve onları “suç örgütleri ile ilişkiler içinde olmakla” suçladılar.

Bütün dava boyunca mağdurlar ve yakınları hep aynı soruları sordular: Cinayetler neden aydınlatılmıyor? Neden bizler şüpheli olarak damgalandık? Neden 1998’den sonra resmen aranan NSU üyeleri, devlet tarafından finanse edilen ajanlar onların yerini bildikleri hâlde, gözaltına alınmadılar? Cinayet mahalleri konusunda bilgileri kimler topladı? NSU‘lu katillerin kimlerle bağı vardı? Neden Federal Polis Teşkilatı’nın ve Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın (Gizli İstihbarat Teşkilatı - ÇN) yöneticileri kimi bilgileri gizlediler? Neden mahkeme önüne çıkan devlet memurları ve paralı ajanlar konuşmuyor ya da kolektif unutkanlık hastalığına yakalanıyorlar? Mahkemede neden yalnızca “Nazi Üçlüsü” ve dört “destekçi”den yola çıkılıyor?

Bu soruların tek yanıtı vardır: Sanık NSU-Nazileri hakkında mahkûmiyet kararı çıksa bile, cani NSU’nun tüm bağlantıları, NSU ağı ve onların devlet kurumları ile bağları aydınlatılmayacaktır. Soruşturmalara damgasını vuran kurumsal ve yapısal ırkçılık davanın gidişatında da belirleyici oldu. Devletin “beceriksizliğinin” – biz ona devletin eylem ortaklığı diyoruz – “aydınlatılması” işi ‘Araştırma Komisyonları’na havale edilerek “hâl edildi”. Bu komisyonlar yalnızca tavsiyelerde bulunabiliyor. Sonuç baştan bellidir: Devlet suçlu değildir!

Biz bu kararı tanımıyoruz!

Anma ve Dayanışma!

Davada, kararın açıklandığı bugün yapılan eylemler NSU-terörünün kurbanlarını anmak, onların anısını canlı tutmak için yapılıyor. Mağdurlar ve yakınları olayların esas tanıklarıdır! Onların cesareti ve gücü çıkılan yolu sonuna kadar yürümek, aydınlatma ve suçluların açığa çıkarılıp cezalandırılmasını talep etmek için cesaretlendiriyor. Bu beş yıl boyunca onların yaşadıkları duygusal olarak dayanılması zor acılarla doluydu. Onlar davada en yakınlarının katilleri ile yüz yüze geldiler. Ve en baştan itibaren belli olan sonucun bilincinde idiler: Gerçek bir aydınlatma söz konusu olmayacaktı, olmadı. Biz bu kararı tanımıyoruz!

Bu yüzden bugün burada hep birlikte kararlılığımızı gösteriyoruz:

Son söz henüz söylenmedi!

Biz İtham etmeye devam ediyoruz:

– NSU terörünün mağdurları ırkçı bir tarzda aşağılandılar.

– Devlet tarafından desteklenen faşist NSU-Kompleksi: Dokuz göçmeni, göçmenlerin gözünü korkutmak ve onların Almanya’dan sürülmesini sağlamak amacıyla katletmiştir.

– Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın değişik bölümleri: NSU-örgüt ağının inşasında kendi ajanlarını yoğun bir biçimde kullanarak yer almış ve finanse etmiştir.

– Devlet kurumları: Cinayetlere yardımcı olmuş, Anayasayı Koruma Teşkilatı memuru Temme bir cinayete doğrudan karışmıştır.

– Devlet memurları ve kurumları: Delilleri bilinçli olarak yok etmiştir.

– Burjuva politikacılar: Bilinçli olarak yanlış bilgiler vermişler, devlet kurumlarının NSU-ağıyla ilişkilerini gözlerden gizlemişler.

– Burjuva medya: Göçmenlere karşı milliyetçi-ırkçı kışkırtmalarda bulunmuştur.

– Yargı: Bugüne kadar hâlâ NSU’nun geniş örgütsel ağının varlığını ret ediyor. Gerçek bir soruşturma yürütülmemiş, cinayetlerin arka plânının aydınlatılması için gerçekte bir şey yapılmamıştır.

– Toplum: Suskun kalmıştır.

– Kurumsal ve yapısal ırkçılık ve gelişmekte olan faşizm: Bunlar biz emekçi insanları “Biz” ve “siz”; “Almanlar” ve “Diğerleri” biçiminde bölmenin araçlarıdır. Bunlar bizi bu adaletsiz sisteme bağlayan zincirlerdir.

Dava sonrası yeni dava öncesidir – NSU-Kompleksi çözülsün!

Köln’de 2017’de gerçekleştirilen “NSU-Kompleksi Çözülsün” Tribünal’i gösterdi: Gerçek aydınlatma ve demokrasi, bunları ancak kendimiz yapabiliriz!

Davadaki NSU-ağı ile devlet kurumları arasındaki gerçek ilişkiler hakkındaki suskunluğu kıralım! Mağdurların, yakınlarının, davada “yan davacı” olarak yer alanların, avukatların, antifaşist, anti-ırkçı inisiyatiflerin araştırma sonuçlarını birleştirip, yaygınlaştıralım, kamuoyuna mal edelim!

NSU-Kompleksi’nin bütün sonuçları ile çözülmesi işini kendi elimize alalım. Bütün dosyaları ve olguları kamuya açalım. Ajanların korunmasını ortadan kaldıralım. Kurumlardaki faillerin isimleri bellidir. Bunların hepsini kamuoyu önünde isimleri ile teşhir edip, suçlayalım! Şimdiye dek “faili meçhul” bütün ırkçı cinayetler aydınlatılmalıdır! Bütün faşist örgütler ve yapılar ve her türden ırkçı propaganda yasaklanmalıdır. Irkçılık ve faşizm düşünce değil, cürümdür!

Kazanılmış reformlar bu toplumun değişik alanlarında elde edilmiş gerekli kazanımlardır. Biz bunlar için de, bunların toplumun genel yapısında özde bir değişiklik anlamına gelmediğinin bilincinde olarak, mücadele ediyoruz. NSU-terör ağının içinden çıkıp geldiği, onu doğuran toplumsal ilişkiler ancak köklü altüst oluşlarla değiştirilebilir. Gerçekte çoktan bütün kıtalardan, ülkelerden insanların, bütün çeşitlilikleri ve farkları, kendilerine has özellikleri ve ortak yanları ile iç içe girdiği bir göçmenler dünyasında sosyalist bir dünya için mücadele ediyoruz.

Bugünün toplumunun bütün ezilenleri, hakları ellerinden alınanları, dışlananları, aşağılananları, sömürülenleri ancak sosyalist bir toplumda yeni, iyi bir hayata kavuşabilir. “Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” yaşanan bir hayat!

NSU cürümlerinin yaşayan kurbanları ve mağdurları merkezde durmaktadır! Onların isimlerini ve yaşadıklarını hafızalarımıza kazıyalım! Anma ve anma alanları konusunda onların isteklerine saygı duyalım! Onların acılarının siyasi ve ahlaki tanınmasını sağlayalım! Maddi tazminat talebini yükseltelim! Onlarla dayanışmamızı gösterelim!

“İnsana bir ada gerek

Yalnız başına deniz ortasında

İnsana bir insan gerek

Ama haddinden fazla”

Mascha Kalenko

 

Enver Şimşek - Abdurrahim Özüdoğru - Süleyman Taşköprü - Habil Kılıç - Mehmet

Turgut - İsmail Yaşar - Theodoros Boulgarides - Mehmet Kubaşık ve Halit Yozgat ‘ın

Anısına….

Aileler ve yakınları ile dayanışma içinde…

 

Trotz Alledem

11 Temmuz 2018

Paylaş