İSTANBUL ATATÜRK HAVALİMANI KANA BULANDI!

29 Haziran 2016’da saat 21:22 sularında, İstanbul Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nde meydana gelen terör saldırısı sonucu son belirlemelere göre 43 kişi hayatını kaybetti, 238 kişi ise yaralandı. Basına yansıyan bilgilere göre; hayatını kaybedenlerden 28'inin Türkiyeli olduğu, 10'unun yabancı uyruklu ve üçünün çifte vatandaş olduğu açıklandı.  

Eylemin yapılış biçimi IŞİD/DAİŞ’i işaret ediyor.

Bu eylem kim tarafından ve hangi amaç ve saiklerle yapılmış olursa olsun, objektif olarak egemen sınıflara, emperyalizme, gericilere hizmet eden, halka, emekçilere karşı düşman bir eylemdir. Havalimanı saldırısı terörist bir eylemdir. Bu eylemi lanetliyoruz. Bu eylem,  işçi/emekçi yığınları korku içinde egemen sınıfların “terörizme karşı mücadele”sinin kuyruğuna takmaktan öte bir şey değildir. Havalimanı’nda insanları hedefleyen bir eylemin başka bir işleve sahip olmasını beklemek de abesle uğraşmaktır. Masum sivil insanların hedef alınmasını/katledilmelerini kınıyor, lanetliyoruz.  

Havalimanı’nda patlatılan bombaların ertesinde başbakan Binali Yıldırım İstanbul’da, “Amacı, hedefi ne olursa olsun, hangi cenahtan gelirse gelsin ülkemiz bu alçakça saldırıların üstesinden gelecek güce ve kararlılığa sahiptir” açıklamasını yaptı. “Saldırıların üstesinden gelecek güce” sahip olanların, bu terörist saldırıyı neden önlemedikleri sorusu sorulmalıdır. Atatürk Havalimanı’ndaki bombalı saldırının siyasi sorumluluğu AKP hükümetine aittir. Her bombalı saldırı ertesinde kendilerine toz kondurtmuyorlar. Ülkeyi onlar yönetiyor, bütün sorumluluk onlarda. Hep güçlüyüz mesajları ile kendi iktidarlarına karşı çıkanları tehdit etmekten geri durmuyorlar.

Saldırı ertesinde RTE yayımladığı yazılı açıklamada, "Saldırı, terör örgütlerinin masum sivilleri hedef alan karanlık yüzünü bir kez daha ortaya koymuştur. Bu saldırının, herhangi bir sonuç elde etmeyi değil, sadece ve sadece masum insanların kanı ve acısı üzerinden dünyaya ülkemiz aleyhinde propaganda malzemesi üretmeyi hedeflediği açıktır" diyor. RTE, Türkiye’nin uluslararası planda imajının zedelenmesinden yakınıyor! Uluslararası planda Türkiye’nin imajının kötü olduğu RTE’nin uyguladığı politikalardan zaten bilinmektedir.Türk hakim sınıflarının sözcüleri saldırı ertesinde saldırıyı kınamakta birleşirken, saldırıyı yorumlama konusunda değişik yaklaşımlar sergilediler. Hükümet kanadı, teröre karşı birlik olunmasını öne çıkarırken, muhalefet partileri de Türkiye’de meydana gelen terörist eylemlerin AKP hükümetinin politikalarının bir sonucu olduğunu belirtmektedir.

Sömürgeci devletin sözcüleri, her ağzını açtıklarında  mutlaka birlik, beraberlik edebiyatından dem vurmakta ve Türkiye’nin önlenemez yükselişinden bahsetmektedir! Güvenlik önlemlerinin üst düzeyde alındığının söylenmesine karşın her patlama sonrasında aynı cümleler tekrarlanmaktadır. “Güvenlik zaafiyeti” yoktur deniliyor. Bombalar patlatılıyor. Canlı bombalar kendilerini havaya uçuruyor.  Ardından yayın yasağı getiriliyor, internet yavaşlatılıyor ve devreye AKP hükümetinin sözcüleri çıkıp konuşmaya başlıyor. Bizim dışımızda yapılan açıklamalara itibar etmeyin diyorlar.  Gerçeklerin ortaya çıkmasından korkuyorlar.

Havalimanı eylemini tüm egemen sınıf sözcüleri kınıyor ve kendilerine göre yorumlarken, hepsinin birleştiği ortak bir nokta var: Terörizm dünyanın baş belasıdır! Terörizme karşı uluslararası alanda mücadele yürütülmelidir! Bugün “terörizme karşı uluslararası savaş”tan söz edenler, ikiyüzlü sahtekârlardır. İstanbul’daki terör eyleminin kurbanları konusunda egemenlerin döktüğü gözyaşları, timsah gözyaşlarıdır. Türk egemenlerin terörizm konusunda ahuvah etmeye hakları yoktur.    

Kuzey Kürdistan’da yakılan, yıkılan yerleşim alanları. Sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurulan insanlar. Bodrumlarda katledilen insanlar. Zırhlı araçlara bağlanıp sürüklenen cesetler. Tutsaklara işkenceler. Kırsal alanların sürekli bombalanması. Bunlar terörizm değil mi? Sömürgeci devlet, Kürt halkına, devrimcilere, kendi politikalarını kabul etmeyen tüm insanlara karşı açık faşist terör uygulamaktadır. Sömürgeci devletin kendisi terörist bir devlettir.

Havalimanı saldırısı dünyanın her yerinde egemen sınıfların sözcüleri tarafından lanetlendi! Kendileri dünya egemenliği uğruna halklara, emekçilere kan kusturan savaşların, terörist eylemlerin düzenleyicisi, sorumlusu, suçlusu olanlar, utanmazca terörizme lanetler yağdırıp, bu ‘insanlık dışı’, ‘insanlığa karşı’ eylemleri kınıyor!   Bugün uluslararası alanda terörist ilan edilen örgütlerin büyük bölümünün kurucusu, destekçisi ve kullanıcısı bizzat emperyalist ve gerici devletlerin kendileridir. Bu anlamda şimdi emperyalist efendiler kendi kontrollerinden çıkan terör eylemleri karşısında gözyaşı döküp kurbanlara üzüntülerini bildirirlerken sahtekârlık yapmaktadır. Onlar bu bağlamda yarattıkları canavarı kontrol edemez durumda kalan Frankenstein konumundadır. Egemenlerin terörizme lanetleri, kendi kontrollerinde olmayan, kontrol dışına çıkmış şiddet eylemlerini lanetlemelerinden başka bir şey değildir.  Egemenlerin “terörizme karşı mücadele” dedikleri gerçekte halka karşı saldırıdır. 

Devrimci şiddet/devrimci terör gereklidir, kaçınılmazdır! Devrimsiz bir kurtuluş mümkün değildir. Devrim şiddeti gerektirir.  Dişine tırnağına kadar silahlı, faşist devlet aygıtı, devrimci şiddet tarafından sökülüp atılmadan, karşıdevrimci devlet aygıtları şiddete dayalı devrimlerle paramparça edilmeden kurtuluş olamaz. Bu anlamda devrimci şiddetten, devrimci terörden yanayız. Bunların gerekli ve kaçınılmaz olduğunu söylüyoruz. Devrimci şiddet, kendini korumaya yönelik meşru savunma eylemleri dışında; esasta işçi ve emekçi kitlelerin bugünkü ve yarınki çıkarları uğruna giriştikleri şiddet eylemleridir. Devrimci şiddet, devrimci terör bilinçli olarak, kendine karşı silahlı saldırıda bulunmayan işçi ve emekçi kitleleri hedef almaz, alamaz. Hedef gözetmeden, daha doğrusu işçi ve emekçi kitleleri de hedefleyerek yapılan intihar eylemleri devrimci şiddet eylemleri değildir.

Ülkelerimizde terörizme karşı mücadelede adına,  her türlü demokratik hak daha da kısıtlanacak, işçilere-emekçilere, devrimcilere karşı baskılar daha da arttırılacaktır. Anda ülkelerimizde AKP hükümeti açık faşist terör uygulamaktadır. Faşizmin uygulanması katlanarak devam edecektir. Buna karşı uyanık olmak, egemenlerin oyununa gelmemek, onların hiçbir kesiminin kuyruğuna takılmamak, demokratik hakların kısıtlanmasına, faşist saldırıların yoğunlaştırılmasına karşı mücadele etmek hepimizin görevidir. İşçilerin/emekçilerin, egemen sınıfların halka karşı yürüttüğü savaşın adı olan “terörizme karşı mücadele”de onlarla ortak hiçbir yanı yoktur. Bizim gerçek düşmanımız, onların düşman dedikleri değil, egemen sınıfların kendisidir.

Bizim düşmanımız emperyalizmdir. Bizim baş düşmanımız kendi ülkelerimizdedir. Kuzey Kürdistan/Türkiye’de baş düşmanımız sömürgeci T.C. devletidir. Şimdi bu devlet bizi, kendisine yönelen “terörist saldırılara karşı” mücadelede devlet etrafında kilitlenmeye çağırmaktadır, çağıracaktır. Bu çağrıya verilecek tek cevap vardır:

Sınıf mücadelesini yükseltmek.

Devrim için, devrim yolunda örgütlenmeye ve mücadeleye hız vermek!

30 Haziran 2016

Paylaş