15 -16 HAZİRAN BÜYÜK İŞÇİ DİRENİŞİNİN 48. YILDÖNÜMÜNDE:

BİZ DURURSAK HAYAT DURUR, GÜCÜMÜZÜN FARKINA VARALIM!

Parçalanmış, milliyetlere, dine, mezheplere göre bölünmüş bir işçi sınıfı var! Gelinen yöreye göre bölünmüşlük var. Hemşeriler, başkalarından önde gelir.  Sözleşmeli, sözleşmesiz, genç, yaşlı, kıdemli, kıdemsiz olanlar  var. Çalışanlar arasında büyük ücret farklılıkları var. İşsizler ordusu çalışmak için iş arıyor! Aç ve açıkta kalmamak için her işi, her ücrete, her şartta yapmaya hazır onbinler var! Yeter ki işi olsun! Çalışanların çoğu işini kaybetme korkusu ile yaşıyor! İşini kaybetmemek için onurunu çiğnetmeye hazır olan, en yakın iş arkadaşını gammazlamaya hazır olanların sayısı az değil!

Patronlar işçileri daha fazla sömürmek için, işçiler arasındaki ücret farklılıklarını, bölünmüşlükleri alabildiğine kullanıyor. Patronları ayakta tutan, işçiler arasındaki ücret farklılıkları ve bölünmüşlükleridir. Eğer işçiler birleşir, birlikte hareket ederse, patronlar işçileri sömüremez. İşçiler ve diğer emekçiler bütün sömürü toplumlarında, toplumların büyük çoğunluğunu oluşturur. Sömürenler hep toplumun küçücük bir kesimidir. Ama onlar küçük bir azınlık olmalarına rağmen, büyük çoğunluğu sömürebilmekte, toplumun efendileri olabilmektedir! Bu ancak büyük çoğunluğu oluşturanların; küçük sömürücü azınlık karşısında paramparça olması, kendi ortak çıkarlarının ve ortak düşmanlarının ne olduğunun bilincinde olmamaları, birlikte hareket edememeleri sonucu olabilir ve oluyor.

İşçiler, emekçiler toplumun yalnızca büyük çoğunluğunu oluşturmakla kalmıyor. İşçiler/emekçiler, aynı zamanda bütün toplumlarda toplumun zenginliğinin gerçek yaratıcılarıdır. Üreten işçi sınıfıdır. Bütün zenginlikler işçilerin emeği, göz nuru, alın teri sonucu yaratılıyor. Üreten, yaratan işçi sınıfıdır. Üreten, yaratan işçi sınıfı olmasına ragmen, ezilen, sömürülen, horlanan, yarattığı zenginliklerden en az pay alan da işçi sınıfıdır. Sömürenler, emeğe, göz nuruna el koyup zengin oluyor, toplumun efendisi konumuna geliyor. Bunun temel nedeni işçilerin bölünmesi ve örgütsüzlüğüdür.

Patronlar bu durumu sonsuzlaştırmak için bir sürü silah yaratmıştır! İdeolojik olarak, kendi ideolojilerini işçi sınıfına kabul ettirmişlerdir. İşçileri/emekçileri, tevekküle, şükretmeye ve her şeyin ilahi bir nedeni olduğu yalanına inandırmışlardır! Yüzyıllardır, bu gerçek dünyada zenginlik bir  avuç sömürücünün olmuş,  kurgulanmış  “öbür”dünyada ise emekçiler cennet ile avutulmuştur! İşçileri, zenginliklerinin sömürü sonucu değil, kendilerinin çok çalışmaları sonucu olduğu yalanına inandırıyorlar! İşçi sınıfının dostları düşman olarak tanıtılıyor. İşçiler arasındaki farklılıklar, düşmanlık nedeni olarak gösterilmiş ve işçiler  birbirine kırdırılmıştır. Küçük rüşvetlerle satın alınan kimileri, diğerlerine karşı kullanılmıştır.

Siyasi olarak, kendi çıkarlarının koruyucusu bir aygıt olan devletlerini, halkın devleti imiş gibi yutturdular, yutturuyorlar! Mülksüzlere karşı örgütlü haksızlık olan adaletlerini işçilere bağımsız, herkesin hizmetinde olan yargı olarak sattılar ve işçileri buna inandırdılar. Çıkarlarının pazarlık arenası olan parlamentolarını işçilere “milletin egemenliğinin arenaları”, kendi çıkarlarının savunucusu siyasi partileri “halkın çıkarlarını savunan siyasi örgütler”, seçimleri, demokrasinin araçları olarak tanıtıp, işçileri bu yalanlara inandırdılar.

Ellerindeki bütün araçlarla, küçük yaştan itibaren okul eğitimi ile, bütün hayat boyunca medya ile beyinler esir alındı. Kendi düzenlerini, değişmez bir kader olarak beyinlerimize aşıladılar. Sonuçta, bu düzenin kötülüğünü gören birçokları için bile “kötü ama bir şey değişmez” ya da “ben ne yapabilirim ki” denen bir durum çıktı ortaya.

Bu sömürücüler için ballı börekli, işçiler/emekçiler için mutlaka kırılması, aşması gereken lanetli bir durumdur. İşçi sınıfı kendi gücünün farkına varmalıdır. Eğer işçi sınıfı, sınıf olarak gücünün farkına varırsa ve bu gücün bilincinde davranırsa, işçi sınıfına rağmen hiçbir şey yapılamaz.

İşçilerin gücü üretimden gelmektedir. İşçiler durursa, üretmezse, hayat durur. Patronların o güya ilahi zenginliklerinin kaynakları bir anda kurur. Onların elinde işçilerin emeğinin el konulan, ödenmeyen kesimi  olan sermaye, eğer işçiler durursa hiçbir işe yaramaz. Önemli olan işçilerin birleşmesi, birlikte haklarını aranması, birlikte patronların karşısına çıkmasıdır. O zaman istediklerini, istedikleri gibi gerçekleştiremezler. İşçiler birlikte hareket ettiği her mücadelede, gücünün daha fazla farkına varır, daha fazla birlikteliğin ve örgütlü mücadelenin gereğini kavrar, mücadele içinde, kendi deneyimi ile, sorunun gerçek çözümünün bir bütün olarak sömürü sisteminin yıkılmasından geçtiğini kavrar. Bu  kavrandı mı ve ona uygun davranıldı  mı, yeni bir dünyanın patronsuz sömürüsüz bir dünyanın yolu açıkça ortaya çıkar.

İşçiler, emekçiler birlikte hareket ettiklerinde, patronların ve onların devletinin nasıl acizleştiğini gösteren Türkiye işçi hareketi deneyimleri de var. Bunların en önemlilerinden biri kuşkusuz 15-16 Haziran büyük işçi direnişidir. 15-16 Haziran 1970’de, iki günlük direniş eylemlerinde Türkiye işçi sınıfı en yoğun olduğu bölgelerde, sokağa çıkarak o zamanki Demirel hükümetinin işçilerin sendikal örgütlenme özgürlüğünü olağanüstü kısıtlayan bir yasa değişikliği taslağına karşı çıktı. Polisle çatışmalar oldu. İşçilerin sokakta birleşmesini engellemek için barikatlar kuruldu. İşçiler, barikatları kağıttanmış gibi parçalayarak aştı. İşçi sınıfının gücünü dost düşman gördü. Hükümet yasa değişiklik tasarısını geri çekmek zorunda kaldı.

15-16 Haziran, Türkiye’de de işçiler eğer birlikte hareket ederse, onlara rağmen hiçbir şeyin yapılamacağını gösteren şanlı bir mücadele tarihidir.

Gün 15-16 Haziran’dan öğrenme günüdür...

Gün gücümüzün farkına varma, birleşme, birlikte mücadele etme günüdür…

04 Haziran 2018

Paylaş